YEŞİLÇAM UYARLAMALARI VOLUM 1

tuBu blogu çok boşladım değil mi. unuttuğumdan değildi de işte uzun zamandır fırsat olmadığından. malum yeşilçamım özgün senaryoları kadar uyarlamaları da meşhurdur. bende bu gün bu uyarlamalardan birinden bahsetmek istiyorum. oldukça eğlenceli bir film olan my favorite wife yani benim favori karım adlı 1940 yapımı amerikan filmi . carry grant ın o müthiş göz dolduran görüntüsü ve bir ton eğlencesiyle dikkat çekmiş olacak ki yeşilçam bu filmi türkan şoray ın o büyüleyici güzelliği üzerine kurulu olan acele koca aranıyor şeklinde çekmiş. dikkatimi, çeken bir noktadır bu amerikan versiyonunda her şey carry grant üzerine kuruluyken biz de roller değişr de türkan sultan üzerine kurulur. bu yüzdendir ki o güzellik bülent kayabaştan rol çalar. benim sultanı güzel bulduğum bazı filmler vardır  diğerlerinden ayrılır bu da onlardan biri. kıyafetleri hal ve tavırları ile dikkat çekicidir.

bnhikaye gemi yolculuğu sırasında öldü sanılan bir kadının yıllar sonra çıkıp gelmesi . bir adada yaşadığı ve kurtulunca kocasına döndüğü ama kocasını tekrar evlenmiş bulması üzerine . iki kadınla evli olan bir adamın komik hikayesi aslında. durumu idare etmek ve yeni duruma adapte olmak zorundadır. bu süreçte komik olaylar ve yanlış anlamalarda kaçınılmaz olur tabi.

yan karakterlerle iş daha karmaşık ve eğlenceli bir hal alır. orjinaline neredeyse sadık bir uyarlamadır bu.  hakim karakterini orjinalinde daha beğensem de bizim rahmetli hulusi kentmen de az değildir.oyuncu kadrosu da iyi olan film keyifli bir seyir sunuyor.

benden bu kadar umarım bu serinin devamı gelirde bol bol yazarım uyarlamları .

şimdilik esen kalın efem .

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

KADER BÖYLE İSTEDİ ,1968

kader-boyle-istedi-4-kisim_273806_303-1376138966-horz

 

Ömer lütfi akad göç üçlemesi olan ”Gelin”, ”Düğün”, ”Diyet” filmlerinden sonra yine istanbulun yer aldığı ama romantik bir üçleme olan umutsuz aşk öykülerini anlattığı ”Vesikalı Yarim”, ”Kader Böyle İstedi” ve ”Seninle Ölmek İstiyorum” üçlemesinden kader böyle istediyle devam etmek istedim.

filmde izzet günay oılduğundan olsa filmi görüp de değiştirememiştim. ves,kalı yarim zaten çok uzun yazılması gereken bir film o yüzden ondan önce bu filmi seçtim. istanbula aşık olmak için bu istanbul üçlemesi yeterli sanırım. manzarasına vurulmamak elde değil.

zengin bir çevreden gelen üniversite okuyan bir genç kız ve ekmek parasını şöförlükle kazanan anasından başka kimsesi olmayan bir adamın umutsuz aşk hikayesi.

klasik bir yeşilçam filmi karşınızdaki konusu çok tanıdık ,çok bildik ama aynı zamanda yaşattığı duygular , gönlünüzde bıraktığı tad da çok tanıdık çok bildik. hele de öyle şairane öyle ressamlara yakışır bir istanbul manzarası içerisinde bir hikaye tasviri var ki bir yandan aşkı sorgulayıp görüntülerin güzelliğinde kaybolurken sınıfsal farklılıkları veya filmin vermek istediği mesajı kaçırabiliyor insan.

aşk istanbulun yağmurunda yada ıslanan unutulan bir montta kimi zaman eski bir dolmuşta kimi zaman bilinmeyen fark edilmeyen kimsesiz sokaklarda , aşk asılı kalmış bir yerlerde bulup yakalamak lazım. genç kızda öyle yapıyor ama bulduğunu elde tutmak onun için dünyalara karşı koymak kolay da değil hani.

film finali itibariyle de içinizi yakıyor ama olması gerektiği gibi bitiyor tam da olması gereken yerde.

hataları da yok değil acemi işi kovalamaca ve çatışma sahneleri var ama istanbul yağmur ve aşk olunca gözünüz onu da görmez şimdilik benden bu kadar esen kalın efem

winpohudan 🙂

Film içinde yayınlandı | Tagged , , , , , | 5 Yorum

Düğün ,1973

Düğün_film_Lütfi_Akad

ben bu blogu unutmadım ama o kadar zaman geçti ki üzerinden bırakın tozunu  almayı buraları hep örümcek bağlamış.  sağ olsun vefalı bir okuyucu beni dürtüp ne oldu kapadınız mı bu blogu diyene kadar da farkına varmadım bu boşlamışlığın. oysa burayı bir arşiv olsun diye açmıştık . o yüzden kolları sıvadım . ne zamandır anlatmak istediğim filmlerden biridir DÜĞÜN . aslında bir üçlemeden biri diğerleri gelin (kurban) ve diyettir. ömer lütfi akad üçlemesi . bence üçü de birlikte izlenmeli . bana sorarsanız ben bunu ve gelin yani diğer adı ile kurban filmini izledim. ikisi de hafızam da yer etmişti.

konusu şanlıurfadan istanbula göçen bir ailenin yaşadıklarını konu ediniyor. zelha büyük abladır. kardeşlerine annnelik yapmış fedakar bir insandır. istanbul zor şehirdir. insanı yutar . abileri tarafından başlık parasına satılan kız kardeşlerini kurtarmak , küçük yusufu kurtarmak yalnızca zelha gibi güçlü bir insanın yapabileceği bir şeydir. düzene karşı durmak kolay değildir. istanbulda devamlı çalışıp , devamlı biriktirmenin peşinde insanlardır bu  aile. hep daha fazlası için çabalarken farkında olmadan insanlıklarından olurlar. dedim ya istanbul zor şehirdir. bu göç öyküsü de gösterir ki köyde daha mutlulardır. istanbulun taşı toprağı altın değildir. üstelik istanbul öyle bir şehirdir ki insanı bile metalaştırır da pazara sürer.

filmin bakış açısı verdiği mesajlar çok yerinde . her şey gerçekçi . hiç bir nokta gerçeklikten uzak değil. benim bu filmi sevmemin sebebi de bu sanırım öyle yapma zorlama köylü hayatları yok bu insanlar olabildiğine doğal hikaye olabildiğine yalın.

ve istanbul tabi. o görüntüler bile beni o yıllara götürüyor. sokaklarında dolaşmış gibi oluyorum her izleyişimde . bütün insan mazaraları  gerçek haliyle karşınızda. istanbul sokakları ve duruşuyla sizi selamlıyor ama seneler evvelinde çakıyor bu selamı.

sonra sosyal , kültürel ve ekonomik olarak o yıllara bakmak isteyenler için iyi bir kaynak. yaşamadan yaşamak için tavsiye edilen güzel bir film.

yeşilçam sırça köşkleri , arap bacıları , tombul aşçıları , evin güzel kızı, yakışıklı oğlu teması olmadan da ne güzel filmler çekmiş. ne güzel eserler bırakmış sonraki kuşaklara. aslında sinema yaşayan bir anksiklopei değil mi 🙂

benden bu kadar esen kalın efem 🙂

not: yeni yazılar da görüşmek ister misiniz ne dersiniz devam mı 🙂

 

Film içinde yayınlandı | Tagged , , , , , | 8 Yorum

Yengeç Sepeti (Konuk Yazar:Oh Yoon Joo)

Bu özel bir yazı çünkü konuk yazar  Oh Yoon Joo tarafından yazıldı. Canım arkadaşım bakmış blogum toz kaplamış , örümcek bağlamış bu kızın el atacağı yok şu blogun tozunu atayım diyerekten teşrif etmiş. Ona sonsuz minnetlerimi sunuyor ve kısa kesiyorum . aşağıda bulunan güzel yazı ile sizleri baş başa bırakıyorum efem ::)

Yengecsepeti

Konusu: Yaşlı bir çiftin  hafta sonlarını çocuklarıyla geçirme isteği üzerine onları evlerine davet etmeleri, kısa sürede toplanan kardeşlerin yeniden aynı çatı altında buluşmalarıyla önce sıcak ve kalabalık bir aile ortamında  geçirilen zamanın kısa sürede patlak veren sorunlar ve birbirleriyle çatışmaları sonucu ortaya çıkan şiddetin hüküm sürdüğü hesaplaşma hikayesi. 

“Aynı sepete konan yengeçler birbirini yemeye başlar” 

Kalabalık bir aile üzerinden ülkenin, yaşadığı karabasanı sorgulamamızı isteyen film, aynı yerde yaşamak zorunda kalan insanların hoşgörüsüzlük ve ani tepkilerle ne hale gelebileceğini sorguluyor. Ülkenin karışık hallerini büyük kızlarının sunduğu haberlerden dinleyen yaşlı anne ve babanın çocuklarını yeniden görmek isteğiyle onları ararlar. Polis olan oğulları, avukatlık yapan küçük kızları ve serseri olan ufak oğulları aynı çatı altında buluştuklarında önce pembe bir görüntü saçarlar.

Yengeç Sepeti-Sadri Alışık-Macide Tanır(1994)

Çocuklarla birlikte eve gelindiğinde sıcacık bir aile ortamı kurulur. Dedelerinin etrafında koşuşturan çocuklar, abla kardeşlerin sıcak sohbetleri, özlemle yeniden oturulmuş anne yemekleriyle dolu bir masa. Herkes tadını çıkarırken bu güzelliğin, geçen zamanla damarına basılan açıkça içindekileri dökmeye başlar. Gurur duyulan evlatlar yerlerini söyledikleri duyulmasın diye işitme cihazını kapattıran insanlara dönüşürler.

Büyük oğul polis, abla basın, kardeş avukat… Bir ülkenin duruşunu gösterebilecek önemli mesleklerle özdeşleşmiş olan kardeşler kendi aile yapılarında sorun yaşayan insanlardır. Kadın boşanmış ve kocasından çocuğunu saklayan biriyken polis olan oğul başka bir kadınla aldatmakta sakınca görmez karısını. Kadın alkolle kendi derdine çare ararken her fırsatta dillendirir aldatıldığını. 

“Hayatımın toplamının ne anlama geldiğini bilmek isterdim.” 

Sadri Alışık’ın son filmi olma özelliği taşıyan Yengeç Sepeti filmi Yavuz Özkan’ın toplumsal bir öngörüsü olarak çıkıyor karşımıza. Karanlık havasının üzerimizde baskı oluşturduğu filmde karakterler ve duruşlar oldukça belirgin, oyunculuklar özellikle Sadri Alışık’ın o kırılgan ve hassas halleri oldukça etkileyici.

Kısacası Yengeç Sepeti sıradan bir hikayenin altında saklanmış oldukça manidar bir film.

 

Film içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Türk Filmi Müzikleri

Geldik benim en sevdiğim bölüme.Sadece filmlerle kalmamak lazım.Filmleri izlerken içimize işlemesini sağlayan şeyler müzikleri değil midir zaten.Bu seriyi kendi blogumda da yazıyordum okuyanlarınız varsa hatırlar.Ama bu sefer içinde geçtikleri filmler ile beraber değil  müzikleri duyunca aklıma ne geliyor onlardan bahsetmek istiyorum.Zaten tüm filmlerde hemen hemen aynı müzikler geçiyordur.He derseniz ki ben filmleri de bilmek istiyorum diğer yazılarım o yönde olur merak etmeyiniz.Zamanınız olunca hepsini tek tek dinlemenizi rica ediyorum ve şimdi müziklere geçiyorum.

Tarihi bir filmde kesin duymuşsunuzdur bunu.Cüneyt Arkın tek kılıçla 100 lerce adam deviriyordur falan.Tam da o anların müziğidir bu.

l

Bu müzikte aklıma araba takip sahneleri olur ya filmlerde onlar geliyor.Taksiye binilir “öndeki aracı takip et” denir tam o zamanların müziğini hatırlattı bana.Hatta şu an beynimdeki taksinin içinde Ayhan Işık oturup takibi başlattı bile.

Bir yaz akşamı sahilde iki genç gelecek planları yapmaktadır müziği.Arka planda Tarık Akan ile Gülşen Bubikoğlu var tabi.

Bu müzik en sevdiklerimden biri.Tüm sevdiğim filmlerde mutlaka çalıyor oluyor çünkü kendileri.Ya da ben sevdiğim için ayrıca dikkat ediyorum.Bu sefer aklıma Ediz Hun Hülya Koçyiğit ikilisi geldi.

Tüm Türk filmlerinin en duygusal anlarına yakışan müzik budur babam.Üstüne tanımıyorum.

Her ne kadar Türk filmi amcaları burada dimağlarını kullanıp iyi filmlere yerleştirmeyi beceremeseler de insanı hüzünlendiren,dinlendiren aynı zamanda mutlu edebilen bir beste kendisi.Beste yeniden doğuşu, yıkıntıların arasından çıkışı anlatırmış.

Geldik içimize en çok işleyen, en güzel filmde kullanılmış besteye.Bir Demet Menekşe filminde insana en çok koyan yerde çalar. Sahne zaten yeterince bizi helak etmemiş gibi bu müzikle iyice helak oluruz.Mikis amca çok yaşa sen!

 

Haydi gençler fethe çıkıyoruz müziği.Ama nedense aklıma Tarkan filmindeki Ahtapot geldi.Ahtapot’u yıllarca öyle bir şey sandım ben.Gerçeğini görünce bu muymuş olmuştum hey gidi.

Benim müzikleri duyunca aklıma gelenler bunlar.Peki sizin aklınıza neler geliyor müzikleri duyunca.Böyle müzikler varsa sizin de aklınıza gelen bana yazın anacım.Hadi kendinize iyi bakın.

 

 

 

Film, müzik, türk filmi müzikleri içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 11 Yorum

Sinemamızdaki Uyarlamalardan Seçkin Örnekler

Afilli başlık bulacağım derken biraz CNBC-e olmuşum,kusura kalmayın.Türk Sineması çağın hiç gerisinde kalmadığını haykırırcasına o zamanlarda meşhur olmuş film,roman,masal ne varsa uyarlamazlık etmemişler.Bir bir filmlerini çekmişler.Sağ olsunlar.

RED KİT UYARLAMALARI

Çifte Tabancalı Damat(1967)

Yapılan ilk Red Kit filmi olurmuş.Öztürk Serengil,Münir Özkul,Vahi Öz,Nubar Terziyan gibi bir dolu sevdiğim oyuncu oynuyor.

Red Kit(1970)

İzzet amcanın daha ne maharetleri çıkacak valla kestiremiyorum.Nerde bir film araştırsam altından kendileri çıkıyor.2 .Red Kit’imiz de kendileri olmuş.

Atını Seven Kovboy(1974)

Son ve en afilli Red Kit Sadri Alışık olacaktır tabi.Bu sefer işin içine Red Kit’in azılı düşmanları Daltonlar giriyor ve Red Kit filmi için tüm ekipmanlar toplanmış oluyor.Planet Türk’te mütemadiyen veriyorlar sayelerinde 5498475 kez izlemiş oldum.

Cinderella (Külkedisi) Uyarlamaları

Kül Kedisi(1971)

Zeynep Değirmencioğlu yememiş içmemiş sürekli uyarlama çekmiş herhalde.Uyarlamaları araştırırken ondan başka isim bulamadım valla aktris kanadı içün.Kül kedisi romanına büyük ölçüde sadık kalınarak çekilmiş bir filmmiş kendisi.Senaryosunu Zeynep hanımın babası Hamdi Değirmencioğlu yazmış.70lerin magazin basınına da ışık tutmak amacıyla kendi kayınbiraderi ile oynamış bu filmde.

Sinderella(1971)

Benim için Salih Güney’in kötü adam değil prens olduğu film.Şoke edici.Eşsiz bir eser.

Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler(1970)

 Bir kez daha Zeynep Değirmencioğlu ve bir kez daha Salih Güney prens.Akıllarda Pamuk Prenses’e cenaze namazı kılmaya çalışmaları ve cadının elindeki kırmızı elma ile kalmıştır.O nasıl kırmızı elmaydı öyle ben olsa ben de yerdim Pamuk hanımcım.

Bu filmimizde Oz Büyücüsünün Türk versiyonu olarak karşımıza çıkmaktadır.Teneke adamı Metin Serezli amca malesef çocuklar köpek Taci sesiyle tanıyor kendisini,korkuluk rolünde Süleyman Turan,Cesaretsiz Aslan rolünde Ali Şen oynuyor.Ali Şen’i Kemal Sunal filmlerindeki çakal Kayserili rolüyle hatırlamanız mümkün.Kendisi Şener Şen’in babasıdır aynı zamanda.Nerde görsem izleyebileceğim bir film kendisi.

Hayat Sevince Güzel(1971)

 Türk Yapımı Pollyanna.Bütün ahalinin yaptığı dansla hatırlıyoruz muhtemelen.Repliklerini de unutmamak lazım.40 yıllık köylü kızının 1 saat içinde şehire adapte olduğu film olarak tarihte yerini almıştır ayrıca.

Daha Drakulalardan,Zagorlardan,Süpermenden bahsedecektim ama o da başka bir yazının konusu olsun.Hadi kendinize iyi bakın.

afişler, Film, replik içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Süt Kardeşler (1976)

Bu filmi bir yerlerde görünce gidip sarılmak istiyorum.Öyle deli bir mutluluk kaplıyor içimi. Çocukluğumu hatırlıyorum.Gulyabani’den korkmuyorum ki ben diye artizlendiğimi.Yanlış bir şey yaptığımızda bizi Gulyabani ile korkuttuklarını.Naiflik,kirlenmemişlik,masumiyet gibi duygularla doluyorum.Dünyaya karşı içimi koskocaman bir umut kaplıyor ne bileyim.Güzel duygular geliyor yerleşiyor içime velhasıl kelam.Yeni çekilmiş filmlerden biz neden bu tadı alamıyoruz acaba.Sadece filmlere de bakmamak lazım tabi.İnsanlarda da o eski tat yok galiba artık.Acaba  eski diye mi bunlar bu kadar güzel geliyor insana.O zamanın şartlarında yaşaşaydık güzel gelmeyecek miydi ki bu kadar.Bir dakika edebiyat yapıp blogun amacı dışına çıkıyorum galiba.

Hepimiz yaklaşık bin kere falan izlediğimiz için filmi de anlatmak niyetinde değilim ama blogumuzda baş köşeyi hak ediyor bu film.Kalsın buralarda bir yerlerde,görüp görüp mutlu olayım istedim.Genel anlamda bir bahsedip bilgi kısmını da halledelim o zaman.Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Gulyabani adlı kitabından uyarlamışlar.Uyarlamasını Sadık Şendil, yönetmenliğini Ertem Eğilmez ,yönetmen yardımcılığını Münir Özkul ile Kartal Tibet, ee böyle de harika bir kadroya sahip olunca bayıla bayıla izlemeyelim de ne yapalım biz.Hatta sadece biz değil Çinliler bile bayılıyormuş.Buyrunuz bakınız.

cince-dublajli-sut-kardesler

Bu filmler üzerimizde neden bu kadar etkili tez yazılsın.Hatta oyuncularla,yönetmenle,uyarlamayı yapanla,kitabı yazanla ilgili kitaplar çıkarılsın.Tüm ülkeyi bu derece de etkileyebildiğine göre ya havasında ya suyunda bir güzellik var bu filmlerin.

Halleluyah böyle filmlerin çekildiği bir coğrafyada doğduğum için.Böyle güzel filmlerin çekilebildiğini gösterdikleri için de ayrıca.Fazla uzattım sanırım,susuyorum ve gidiyorum.Hadi kendinize iyi bakın e mi?

Film içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , | 6 Yorum